Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Erkan Aktaş, plastik, tekstil ve kauçuk gibi çevresel riski yüksek atıkların ithalatının Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Aktaş, geri dönüşüm sektörünün sağladığı ekonomik katkının, çevre, sağlık, turizm, tarım ve balıkçılık alanlarında oluşabilecek uzun vadeli maliyetlerle birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
“Türkiye Önemli Bir Atık İşleme Merkezi Hâline Geldi”
Türkiye’nin küresel atık ekonomisinin önemli aktörlerinden biri hâline geldiğine dikkat çeken Aktaş, ülkede 2024 yılında yaklaşık 120 milyon ton atık oluştuğunu, atık bertaraf ve geri kazanım tesislerinde ise yaklaşık 195 milyon ton atığın işlendiğini belirtti. Bu tablonun Türkiye’nin yalnızca kendi atığını yöneten bir ülke olmadığını gösterdiğini ifade eden Aktaş, Türkiye’nin bölgesel ölçekte önemli bir atık işleme merkezine dönüştüğünü söyledi. Aktaş, atık işleme faaliyetlerinin üretim, ihracat ve istihdam açısından ekonomik katkı sağladığını ancak ortaya çıkan sosyal ve çevresel maliyetlerin de aynı hesaplamaya dâhil edilmesi gerektiğini vurguladı.
Atıkların Ne Kadarının Geri Dönüştürüldüğü Tartışılıyor
Plastik, tekstil ve kauçuk atıklarının ne kadarının gerçekten geri dönüştürüldüğü konusunda önemli veri eksiklikleri bulunduğunu kaydeden Aktaş, geri dönüşüm sürecinin ardından kalan artık atıkların miktarı ve nasıl bertaraf edildiği konusunda daha şeffaf, güvenilir ve bağımsız verilere ihtiyaç olduğunu belirtti. Akdeniz kıyılarında gözle görülür hâle gelen plastik kirliliği ve mikroplastik birikiminin, çevresel maliyetlerin artık yalnızca teorik bir tartışma olmadığını gösterdiğini ifade eden Aktaş, kirliliğin ekonomik sonuçlarının henüz tam olarak hesaplanmadığını dile getirdi. Aktaş, plastik ve mikroplastik kirliliğinin turizm, balıkçılık, tarım, gıda güvenliği, halk sağlığı, doğal sermaye ve kamu bütçesi üzerinde uzun vadeli etkiler oluşturabileceğini kaydetti.
Turizm Gelirleri Risk Altına Girebilir
Türkiye’nin 2025 yılında yaklaşık 62 milyon ziyaretçi ağırladığını ve yaklaşık 61 milyar dolar turizm geliri elde ettiğini hatırlatan Aktaş, bu rakamların yalnızca uluslararası ziyaretçileri kapsadığını belirtti. İç turizmin de dikkate alınması durumunda Akdeniz kıyılarının Türkiye ekonomisi açısından çok daha büyük bir değere sahip olduğunu ifade eden Aktaş, denizlerdeki plastik kirliliğinin artmasının Türkiye’nin turizm algısını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Aktaş, deniz kirliliğinin artması durumunda yerli ve yabancı turistlerin alternatif destinasyonlara yönelebileceğini, bunun da konaklama, yeme-içme, ulaşım ve bölgesel ticaret başta olmak üzere birçok sektörde ekonomik kayıplara neden olabileceğini belirtti.

“Maliyet Yalnızca Turizmle Sınırlı Değil”
Atık ithalatının neden olabileceği ekonomik ve çevresel kayıpların yalnızca turizm sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Aktaş, tarım, balıkçılık, gıda güvenliği ve halk sağlığı alanlarında da ciddi risklerin bulunduğunu ifade etti. Çevre temizliği, mikroplastik izleme çalışmaları, bilimsel araştırmalar ve uzun yıllar sürebilecek rehabilitasyon çalışmalarının kamu bütçesi üzerinde ilave yük oluşturabileceğini aktaran Aktaş, bu maliyetlerin önemli bir bölümünün zaman içerisinde ortaya çıkacağını kaydetti. Plastik, tekstil, kauçuk ve benzeri çevresel riski yüksek atıkların sağladığı ekonomik katma değerin, uzun vadede ortaya çıkabilecek sosyal ve çevresel maliyetlerin gerisinde kalabileceğini belirten Aktaş, atık ithalatının acilen yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Aktaş, gerekli görülmesi hâlinde çevresel riski yüksek atıkların ithalatının durdurulması, mevzuatın yeniden ele alınması ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve çevresel risklerin düzenli olarak izlenmesinin önemine dikkat çeken Aktaş, çevresel sorunların ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce yönetilmesi gerektiğini vurguladı.
Aktaş, değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı:
“Gerçek kalkınma yalnızca ekonomik büyümek değil, doğal sermayeyi, insan sağlığını ve gelecek nesillerin yaşam kalitesini birlikte koruyabilmektir. Türkiye’nin geleceği açısından temel mesele, kısa vadeli ekonomik kazanç ile uzun vadeli toplumsal maliyet arasındaki dengeyi doğru kurabilmektir.”

