Yaz ayları geldi. Tarlalarda, bahçelerde, seralarda hareketlilik arttı. Güneş yükseldikçe çiftçinin emeği de büyüyor. Ancak üreticinin kafasında yine aynı sorular dolaşıyor: “Bu yıl ürünüm para edecek mi? Masrafımı çıkarabilecek miyim? Borcumu ödeyebilecek miyim? Gelecek yıl yeniden ekim yapacak gücüm kalacak mı?”
Çiftçi için yaz yalnızca hasat zamanı değildir. Aynı zamanda aylarca verilen emeğin karşılığının belli olacağı kritik bir dönemdir. Toprağa atılan her tohum, kullanılan her damla su, alınan her gübre ve ilaç büyük bir maliyet anlamına geliyor. Mazot fiyatları, işçilik giderleri, sulama ücretleri ve nakliye masrafları üreticinin omuzlarındaki yükü her geçen gün artırıyor.
Üretici daha ürününü toplamadan ne kadar kazanacağını değil, ne kadar zarar edebileceğini hesaplamaya başlıyor. Çünkü tarlada yüksek görünen fiyat, çoğu zaman çiftçinin cebine aynı şekilde yansımıyor. Ürün hale, pazara ve market rafına ulaşana kadar fiyat birkaç kez değişiyor. Üretici düşük fiyata satarken tüketici aynı ürünü yüksek fiyata almak zorunda kalıyor.
Bu tablo hem çiftçiyi hem de vatandaşı mağdur ediyor.
Özellikle Mersin gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu kentlerde çiftçinin yaşadığı sorunlar yalnızca üreticinin sorunu değildir. Tarım, kentin ekonomisini doğrudan etkileyen en önemli alanlardan biridir. Erdemli’den Silifke’ye, Anamur’dan Tarsus’a kadar binlerce aile geçimini tarımdan sağlıyor. Domates, limon, muz, şeftali, kayısı, üzüm ve daha birçok ürün alın teriyle yetiştiriliyor.
Ancak çiftçi, ürününü yetiştirmek kadar satabilmenin de mücadelesini veriyor. Bir yıl don vuruyor, bir yıl aşırı sıcaklar etkili oluyor. Başka bir yıl hastalık ya da zararlılar ürünü tehdit ediyor. Doğal afetlerden kurtulan ürün bu kez düşük fiyat tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Çiftçinin en büyük isteği aslında çok açık: Emeğinin karşılığını almak.
Üretici, yüksek kazançtan önce zarar etmemeyi istiyor. Ürününü değerinde satmak, maliyetlerini karşılamak ve ailesinin geçimini sağlamak istiyor. Bunun için tarımsal desteklerin üretim döneminden önce açıklanması, girdi maliyetlerinin azaltılması ve üreticinin pazarlık gücünün artırılması gerekiyor.
Kooperatifleşme de bu noktada büyük önem taşıyor. Çiftçi ürününü tek başına pazarladığında tüccar karşısında zayıf kalabiliyor. Ancak üreticiler birlikte hareket ettiğinde hem maliyetleri düşürebilir hem de ürünlerini daha güçlü şekilde pazarlayabilir.
Tarımda planlama yapılmadan üreticinin geleceğini görmesi mümkün değil. Hangi bölgede hangi ürünün ne kadar ekileceği, iç piyasanın ihtiyacı ve ihracat olanakları doğru hesaplanmalıdır. Aksi halde bir yıl para eden ürün ertesi yıl aşırı ekim nedeniyle tarlada kalabilir.
Çiftçi artık şansa bağlı üretim yapmak istemiyor. Önünü görmek, ne ekeceğini ve ürününü kaça satabileceğini bilmek istiyor.
Bugün tarlada çalışan üreticinin kafasında binbir soru var. Fakat en önemli soru değişmiyor: “Bu yıl emeğimin karşılığını alabilecek miyim?”
Bu soruya güven veren bir cevap verilmediği sürece tarımda sorunlar büyümeye devam edecektir. Çünkü çiftçi üretimden vazgeçerse yalnızca tarlalar boş kalmaz. Pazarlar, sofralar ve şehir ekonomileri de bundan etkilenir.
Toprağı korumanın yolu, çiftçiyi korumaktan geçiyor. Üreticinin alın teri karşılık bulmalı, ürün tarlada kalmamalı ve çiftçi maliyetlerinin altında satış yapmak zorunda bırakılmamalıdır.
Yaz geldi. Hasat başladı. Şimdi üreticinin tek beklentisi var: Emeğinin boşa gitmemesi.

