1. Haberler
  2. GÜNDEM
  3. Aktaş: Atık ithalatı turizmde Türkiye’nin rekabet gücünü tehdit ediyor

Aktaş: Atık ithalatı turizmde Türkiye’nin rekabet gücünü tehdit ediyor

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mersin Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Erkan Aktaş, plastik atık ithalatının yalnızca çevresel sonuçlarıyla değil, turizm sektörü ve Türkiye ekonomisi üzerinde oluşturabileceği uzun vadeli maliyetlerle de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Aktaş, Mersin ve Antalya kıyılarındaki doğal sermayenin zarar görmesinin turizmde rekabet gücü ve gelir kaybı riskini artırabileceğini söyledi.

Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Erkan Aktaş, “Atık İthalatının Yarattığı Dışsallıklar” başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünde, atık ithalatının turizm sektörü üzerindeki olası ekonomik etkilerini değerlendirdi. Çin’in 2018 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından Avrupa ülkelerinin plastik atıklarını gönderecek yeni pazarlar aramaya başladığını hatırlatan Aktaş, Türkiye’nin bu süreçte dünyanın önde gelen plastik atık ithalatçılarından biri hâline geldiğini ifade etti.

Atık ithalatına ilişkin tartışmaların çoğunlukla çevresel zararlar üzerinden yürütüldüğünü belirten Aktaş, doğal varlıklarda meydana gelen bozulmanın Türkiye ekonomisinin rekabet gücü üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

Çevresel Kalite Ekonomik Rekabetin Parçası Hâline Geldi

Dünya ekonomisinin yeşil dönüşüm çerçevesinde yeniden şekillendiğine dikkat çeken Aktaş, Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı gibi düzenlemelerin çevresel kaliteyi yatırım, üretim, ticaret ve turizm kararlarında belirleyici bir unsur hâline getirdiğini kaydetti. Türkiye’nin doğal varlıklarını korumasının yalnızca çevresel bir sorumluluk olmadığını ifade eden Aktaş, bunun aynı zamanda ekonomik rekabet gücünün korunması bakımından da zorunlu olduğunu dile getirdi.

Mersin ve Antalya İçin Turizm Riski

Antalya’nın her yıl yaklaşık 17 milyon uluslararası ziyaretçiyi ağırladığını belirten Aktaş, Mersin’in ise özellikle yaz aylarında yerli turistler, yazlıkçılar, ikinci konut sahipleri ve günübirlik ziyaretçiler nedeniyle yoğun bir hareketlilik yaşadığını söyledi. Aktaş, Antalya ile Mersin birlikte değerlendirildiğinde Doğu Akdeniz kıyılarında yaz sezonu boyunca yaklaşık 25-30 milyon kişilik turizm ve ziyaretçi hareketinden söz edilebileceğini ifade etti. Mersin ve Antalya kıyılarındaki mikroplastik yoğunluğuna ilişkin bilimsel çalışmalara işaret eden Aktaş, mikroplastiklerin yalnızca deniz canlıları açısından değil, deniz suyunun ve kıyıların kalitesi bakımından da önemli bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Aktaş, çevresel kalitedeki bozulmanın Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinin değerini ve ziyaretçiler nezdindeki cazibesini zaman içerisinde azaltabileceğini kaydetti.

 

“Turizmde Tüketilen Asıl Ürün Doğal Sermayedir”

Turizm sektöründe tüketilen temel unsurun yalnızca otel, restoran ve ulaşım hizmetleri olmadığını vurgulayan Aktaş, turizmin asıl kaynağının denizler, kıyılar, ormanlar ve doğal yaşam alanlarından oluşan doğal sermaye olduğunu söyledi.

Aktaş, “Oteller, restoranlar ve ulaşım hizmetleri doğal sermayenin üzerine inşa edilen tamamlayıcı unsurlardır. Doğal sermayede meydana gelen bozulma, turizm gelirleri üzerinde doğrudan ve dolaylı maliyetler oluşturan negatif bir dışsallık yaratmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

 

Sürdürülebilir turizm anlayışının dünya genelinde giderek güçlendiğini belirten Aktaş, çevresel kalitenin artık ülkelerin ve turizm destinasyonlarının rekabet avantajının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Türkiye’nin uzun yıllar turizm sektöründe fiyat avantajıyla rekabet ettiğini hatırlatan Aktaş, artan işletme ve hizmet maliyetleri nedeniyle bu avantajın giderek zayıfladığını söyledi.

Fiyat rekabetinin aşındığı bir dönemde deniz kirliliği ve doğal sermayedeki bozulmanın da devreye girmesinin Türkiye’nin uluslararası turizm pazarındaki konumunu kırılgan hâle getirebileceğini ifade eden Aktaş, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye, hem maliyet avantajını kaybetme hem de çevresel kalite nedeniyle turizm pazarında pay yitirme riskiyle karşı karşıyadır. Bunun sonucu yalnızca Antalya ve Mersin gibi turizm merkezlerini değil, bölge ekonomisini ve Türkiye ekonomisini de etkileyebilir.”

Atık ithalatından elde edilen ekonomik kazancın, Mersin ve Antalya’daki büyük turizm ekosisteminin taşıdığı ekonomik değerle karşılaştırılması gerektiğini belirten Aktaş, kısa vadeli gelir uğruna doğal sermayenin zarar görmesinin ekonomik açıdan rasyonel olmadığını savundu.

Aktaş, turizm gelirlerindeki olası kaybın yanı sıra kirlenen denizlerin, kıyıların ve doğal yaşam alanlarının temizlenmesi ile rehabilitasyonu için yapılacak harcamaların da kamu bütçesi üzerinde ek yük oluşturacağına dikkat çekti.

Atık ithalatından sağlanan sınırlı kazanç karşılığında çok daha büyük bir ekonomik değerin tehlikeye atıldığını ifade eden Aktaş, çevresel zararın maliyetinin yalnızca bugünkü gelirlerle ölçülemeyeceğini söyledi.

 

COP31 Öncesi Uluslararası İtibar Uyarısı

Antalya’nın COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının bölgenin uluslararası alandaki stratejik önemini artırdığını belirten Aktaş, Türkiye’nin vitrini niteliğindeki Mersin-Antalya turizm koridorunun atık kaynaklı çevresel risklerle gündeme gelmesinin ekonomik ve uluslararası itibar açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Aktaş, “Burada yalnızca bir çevre meselesini değil, aynı zamanda bir ekonomi politikası tercihini tartışıyoruz. Atık ithalatının Türkiye ekonomisine yüklediği gerçek maliyetlerin bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.

Yazı dizisinin ilk bölümünde atık ithalatının turizm sektörü üzerindeki dışsallıklarını ele aldığını belirten Aktaş, sonraki değerlendirmelerinde atık ithalatının tarım, balıkçılık, halk sağlığı ve Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini inceleyeceğini bildirdi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter